29 Mart 2011 Salı

İthal Öğretmen



Bundan iki sene önce sevgili okulum yepyeni bir eğitim modeliyle eğitim öğretim yılına devam etme kararı aldığından, öğretmenlerini yurt dışında bir eğitim programı içerisine dahil etti.

Hiç beklemediğim bir anda bende kendimi İsviçre'nin Basel kentinde buluverdim.

Hizmet içi eğitim seminerlerine yurt içinde bir çok defa katıldım, dürüst olmam gerekirse bu eğitim seminerlerinin ne için yapıldığını hala anlayabilmiş değilim. Çünkü bu seminerlerden geçtikten sonra aynı tas aynı hamam misali kaldığımız yerden devam edeceksek harcanan onca emek boşa gidiyor demektir.

Bu sebeple yurt içinde bu konularda fazla iyimser olmayan ben, Basel' e de aynı duygularla gittim.

Seminer kapsamı içersinde ilk gün dünyanın her tarafından gelmiş müzik eğitimcileriyle bir arada olmak içimdeki karamsar duyguları bir anda dağıtıverdi. Hepsi birbirinden donanımlı, güleryüzlü öğretmenlerdi. Bu anlamda bizlere rehberlik edecek öğretmenimizin başkanlığında ilk günümüz birbirimizi tanımak ve ülkemizdeki müzik dersi ile ilgili çalışmaları karşılıklı olarak konuşmakla geçecekti.

Açıkcası bunu duyduğumda önce mideme bir kramp girdi. Kendi ülkemdeki anlamsız müzik eğitimi programını ve yaşadığımız zorlukları anlatmak hiç işime gelmiyordu. Neler söyleyeceğimi kafamda tasarlarken, bir yandan da dünyanın çeşitli ülkelerinden gelmiş müzik öğretmenlerini dinliyordum.

Hepsi düşünemeyeceğiniz kadar mutluydu. Ve anlattıkları yıllarca özlemini duyduğum şeylerdi. Gittikçe daraldığımı hissediyordum ki Avusturya'dan gelen bir müzik öğretmeni tam tersi şeyler anlatmaya başladı.

Çok mutsuzdu.

Bir anda onun mutsuzluğu benim mutluluğum oldu.

Anlattıkları bire bir benim ülkemdeki sorunlarla aynıydı. Yani Avusturya'da benzer sorunların olabileceğini hiç aklıma getirmezdim. Anlattıkça çoşuyordu ve ben hariç diğer tüm öğretmenlerin yüzünde kocaman bir hayret ifadesi oluşuyordu.

Bu kadarı da olmazdı hani!... olurdu, vallahi de olurdu, billahi de olurdu.

İnanılmaz!.... inanın , inanın!, daha neler var.

Konuşmasını bitirdikten sonra Avusturya'dan gelen bu müzik öğretmeninin aslında Uganda' da müzik öğretmenliği yaptığını öğrendik.Uganda sözcüğünü duyunca tüm yüzlere; " haaa şimdi oldu" ifadesi yerleşti ve benim suratım düştü doğal olarak.

Müzik eğitimi Uganda ile özdeş bir ülkenin müzik öğretmeniydim....

Tam on gün gerçekten müzik eğitimi üzerine olağanüstü çalışmaların, yeni tekniklerin öğretildiği, uygulandığı ve son derece güzel paylaşımların yapıldığı bir seminer oldu. Ben bu seminerden fazlasıyla bilgilenmiş olarak geri döndüm. Kuşkusuz bu imkanı bana sağlayan okuluma teşekkür borçluydum.

Şimdi beklentim, yediklerin içtiklerin senin olsun Sanem, öğrendiklerini bizimle paylaş ve neler yapabiliriz konusunda bir plan yapalım gibi çocukca bir beklentiydi. Asla böyle bir geri bildirim istemedikleri gibi, bu eğitim programından da vaz geçtiler.

İşte benim ülkem, dünyanın hiç bir yerinde görülmeyecek bir israfın kaynak merkezidir. Hem ekonomik anlamda hemde insan gücü anlamında plan ve programa sahip değildir. Var olan potansiyeli de yok etmek gibi bir meziyete sahiptir.

Çok öteye gitmeyelim sevgili bakanlığım yeni bir projenin içersinde.

360 bin öğretmen adayı atanmayı beklerken, böyle bir kaynak yokmuş gibi 40 bin yabancı öğretmeni ithal etme planı yapıyor.

Ve bunu yaparken kendi vatandaşını bir hiç yerine koyarak aşağıladığının farkında bile değil.

Kendi ülkemde yabancı öğretmenlerle çalıştım. Bunun ne anlama geldiğini bilmeyen biri de değilim. Genelde hiç bir meziyeti olmayan bu yurt dışından gelen öğretmenler ayağımızın bağıydı. Kendi öğretmenlerininin hukuksal anlamda hiç bir ihtiyacını karşılamazken yabancı öğretmenlerin hepimizden çok daha iyi koşulları kabul edilebilir bir şey değildir.

Anlamsız bir kıskançlık duyguları olarak kolaylıkla yorumlanabilecek bu düşüncem, bunun dışında bir gerçeği içinde barındırıyor. Her şeyin farkında olabilen beyinlerin beni anlayacağını biliyorum, farkında olmayanların da beni nasıl değerlendirirse değerlendirsin umrumda olmadığını söylemek zorundayım.

Milli Eğitim Bakanlığının her yıl 10 bin olmak üzere toplam 40 bin anadili İngilizce olan yabancı İngilizce öğretmeni istihdam edeceği projeyi protesto ediyorum.

Bu anlamda bir açıklama yapmayan ve bu anlamsız projenin neden, niçin yapıldığını dahi açıklama gereği duymayan, yıllarımı verdiğim bakanlığımı şiddetle kınıyorum.

İthal et getirerek ülkemizdeki hayvancılığı yok eden zihniyet şimdi hangi amaçların peşinde?

sanem uçar

4 yorum:

  1. toplumları uyuyan devlere benzetirim ben-kiminin uykusu daha hafif kiminin daha ağır (batı-doğu) ve rahatsız olduğumuz bütün hareketler ise bu dev'e batırılan sivri çubuklar gibidir-en sonuncusu birden dev'i ayaklandırır ve o çubukların hepsi paramparça olur-o yüzden bu tip hareketlerin çoğalması ve dozunun artması gerekir ki devimiz uyanabilsin. Toplum baştan aşağı çürümeden yeni hiçbir şeyin olması mümkün değildir. O yüzden gelecek öğretmen sayısının az olduğunu düşünüyorum ben-nedir ki 40.000 hangi ilimize yeter ki..

    YanıtlaSil
  2. :))) Bencede bu sayı az. İthal öğretmenler yeterli değil bu anlamda. İthal bakanlar, ithal başbakanlar, ithal ne varsa olmalı....

    İyice dibe vurma konusunda sana katılıyorum, ancak o zaman "ne oluyor?" diye sormaya başlar belki uyuyan dev....

    YanıtlaSil
  3. bir gündem olur; inanılmaz birikimli kültürlü olduğunu zanneden birileri de o gündemi 5dk da yorumlar ve malzemesi olur gündemin, önce kendi çalışma koşullarınıza bakın yasal haklarınızı kullanın, demez kimse, olmayan gündemi 5dk da uzman edasında yorumlar ve görevini yapmmış duygusuyla rahatlar.()

    YanıtlaSil
  4. Bende düşüncelerini açıklamak için gizli yolları seçenleri hiç anlamıyorum. "Adsız" kendi isminizi kullanarak bir konu hakkında fikir ileri süremeyecekseniz fikirlerinizin hiç bir önemi yoktur aslında.

    YanıtlaSil

yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır