3 Nisan 2011 Pazar

Janis Joplin






Kadın olduğun zaman yaşam her alanda zor olduğu gibi, sanat alanında da oldukça zordur.

Daha önceden de sanatta kadın olgusunu ortaya koyarken bu konudaki düşüncelerimi ortaya koyduğumdan, tekrarlamak niyetinde değilim.

Bir obje olarak kadın olgusu sanatın her alanında kullanılmasına rağmen bu denli önemli olgu sanatın içinde yer almak istediğinde yine erkek egemen düşünce yapısı nedeniyle asla istediği konuma gelememiştir.

Nerden mi aklıma geldi yine bu konu?...

Janis Joplin aklıma getirdi....





Bana göre müzik dünyasında gelmiş geçmiş en güçlü seslerden biridir Janis Joplin. Kısacık yaşamında öylesine güçlü bir etki bırakmıştır ki aradan uzunca yıllar geçmiş olmasına rağmen sesini duyduğumuzda bambaşka yerlere götürebilmektedir bizleri...

Kendi döneminde yaşamış erkek sanatçılarla onu kıyasladığımızda kaybedenler listesinde görülebilir . Tıpkı onlar gibi ölümünü kendi eliyle seçmiş olmasına rağmen ardında bıraktıkları eserlerin satış oranlarıyla en alt sayıdaki sanatçılardan biridir.

Yani daha mı kötüdür müzikleri?

Böyle bir kıyas bile anlamsızdır. O sadece bir kadındır, evet cevap kadın olmasında saklıdır. Erkek egemen dünya görüşüyle bir çok şey erkeklere yakıştırılırken Janis Joplin in yaşarken alışagelmiş dişi özelliklere çok ta bağlı olmayan tavır ve düşünceleri ne o zaman ne de bugün için kabul görmeyecektir.





19 ocak 1943 yılında Teksas'ta dünyaya gelen Janip Joplin yaşamının her anında sıradışı biri insan oldu. Bu sıradışılığı yüzünden çevresindeki çoğu kişiden dışlanmış biri olarak yaşamını sürdürdü.





Ailesi onun küçük yaşta müziğe ilgisini fark ettiğinde bu sıradışılığının müziğin ve sanatın içinde farklı bir yere geleceğine inandığından her zaman müzik anlamında onu desteklediler. Doğal olarak 18 yaşına geldiğinde Teksas taki bir çok yerel klüplerde sahne almaya başlamıştı. Önceleri blues onun hayatındaki en önemli şeylerden biriydi ancak zamanla blues un ötesinde bir müzik yapmak gibi düşüncelere de kapıldığı bir gerçektir.

Ancak tüm dünya onu blues müziğinin beyaz kadını olarak tanıdı.

Lamar State College of Technology de eğitimine devam ederken 1963 yılında ani bir kararla okulunu bıraktı ve kendini tamamiyle müziğe verdi.



Bu yıllar dünyada yepyeni düşünceler içersinde gençlerin kendilerini ifade ettiği yıllardı. Janis Joplin de okulunu terk ettikten sonra otostopla Calinornia 'ya geldi ve doğrusunu söylemek gerekirse burada kaldığı yıllarda kontrolünü kaybederek amfetamin ve alkol kullanmaya başladı. Halinden pek memnun olmadığı içinde ayrılmış olduğu okuluna bir süre sonra geri döndü. Aslında okulunda çok başarılı bir öğrenciydi ancak karakterindeki asla tatmin olmayan yan her anlamda kendisini belli ediyordu. California ile kıyasladığında epeyce küçük olan Port Arthur onun için sıkıcı olmaya başladığından tekrar California ya geri döndü.

Bu yıllar arasında ailesine yazmış olduğu mektuplar gerçekten son derece önemlidir benim için. Yaşadığı hayattan çok memnun olmayan ve bu sebeple değişmeye çalışan bir insanın hayalleri ile kendi gerçeği arasındaki bocalamayı ortaya koyan sevgi dolu yazılardır.

Söz konusu Janis Joplin olduğunda onu eleştiren bir çok cümleye rastlayabilirsiniz. Onu anlamaya başladığınız andan itibaren ise bu anlamsız dünyanın acımasızlığı karşısında onunla birlikte öfke duyabilirsiniz.



İşte o mektuplardan biri;

"6 Haziran, 1966

Anne ve Baba,

Büyük bir kaygı içinde, haberleri veriyorum. San Francisco’dayım. Şimdi bırakın açıklayım – Austin’e vardığımda Travis Rivers’la konuştum, buradaki grupla birlikte şarkı söylemem için ikna edici bir söylev verdi bana. Eski bir arkadaş, Chet Helms, S.F.’de baya büyük adam olmuşa benziyor. Şu anda çalan, birbirinden tuhaf adlı üç büyük rock and roll grubunun sahibi; Captain Beefheart & the Magic Band, Big Brother & the Holding Co., vs. Big Brother’ın bir vokaliste ihtiyacı varmış.

Ben de bu konuda konuşmak için Chet’i aradım. Onlarla birlikte çıkmam konusunda beni teşvik etti – sanki tüm şehir rock&roll’laşmış gibi (ve gerçekten öyle!) – ve kesinlikle ünleneceğimi söyledi. Kaygılarımdan bahsettim; ya burada yapamazsam ve geri dönemezsem. Gelip denememi, eğer yapamazsam, eve dönüş biletimi kendisinin vereceğini söyledi. Ben de geldim.

Henüz neler olduğunu bilmiyorum. Galiba bu öğleden sonra grupla prova yapacağım; sanırım, provadan sonra kalıp kalmayacağıma karar vereceğim. Şu anda kafam karışık, kararsızım – geldiğime seviniyorum, şehri, birkaç arkadaşı görmek güzel ama kesinlikle “çulsuz adamların Cher’i” olma niyetinde değilim. Sanırım bekleyip göreceğiz.

Size tek söylemek istediğim, herşeyle ilgili mantıklı düşünmeye çalışıyorum ve kendimi heyecanla gemiden denize atmıyorum. Eminim yine, kendimi yok edici, intihara meyilli yolumun kazandığına inanıyorsunuz. Ama gerçekten çabalıyorum.

Sizin için tam bir hayal kırıklığı olduğumu biliyorum, bundan dolayı korkunç üzgünüm. Buraya gelişimle ilgili duyduğunuz korkuları anlıyorum ve itiraf etmeliyim ki bunları ben de paylaşıyorum. Ama burada bir şansım var, buna inanıyorum ve bu sefer berbat etmeyeceğim herşeyi. Sanırım haberler çoğaldıkça daha çok yazacağım size, o zaman kadar bütün eleştirilerinizi yukarıdaki adrese gönderin.

Ve lütfen inanın; kazanan biri olmamı benden daha fazla isteyemezsiniz.

Sevgiler Janis."



İşte California ya ikinci gelişinde arkadaşı ve menejeri Chet Holmes tarafından Big Brother and the Holding Company adlı bir gruba solist oldu. Bu grupla 1967 yılında sahne aldıkları Monterey Uluslararası Pop Festivali'nde, bir blues klasiği olan "Ball and Chain" ile katıldı ve açıkcası seyircileri büyüledi.Doğal olarak 1968 yılında bu grupla birlikte ilk albümü de yayınlanmış oldu.

Janis Joplin hayatı ve eserleriyle toplumun nesnel koşullarına uygun olarak bir kadın isyanının sembolüdür aslında. Bu önemli konuyu ele almadan salt müziksel gerçeklerle bu sanatçıyı anlatmaya yada tanıtmaya çalışmak ona yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Evet şarkılarının sözlerinde ve yaşamında kadınların cinsel özgürleşme fikrinden beslenen bir yan vardır. Bir çeşit isyandı yaptıkları ve yazdıkları. Kadınların cinsel obje olarak kullanılmasına bir karşı duruştu.

Bu anlamda onun yorumları o zamanda bugün de hep tartışma konusu olmuştur. Onun sesini kavgaya tutuşmuş böğüren bir sarhoş ile Aretha Franklin arasında bir şey olarak yorumlayanlar vardır.

Aslında salt bir blues sanatçısı olmak gibi bir niyeti olmayan Janis Joplin' in sesinde yaratmaya çalıştığı bu özellik rock ruhuyla bütünleşen bir haykırışın ifadesidir.

Bana göre ise, kimseyle kıyaslanmaması gereken tamamiyle kendisine özgü bir tarzdır.

İç dünyasında her anlamda fırtınalar eserken ruhundaki fırtınanın dışa vurmuş biçimidir.

Yaşantısında asla tatmin olmayan yan, doğal olarak müziğine sözlerine de yansıyarak Janis Joplin tarzı oluşturmuştur.

“eğer tek bir günün varsa birlikte geçireceğin
ve sen 365 günün hepsini istiyorsan
ve 365 gün sadece bir hayalse
tek bir lanet olası gün varsa elinde
sana diyeceğim dostum,
o tek bir gün tüm hayatın olmalı
çünkü bilirsin
diğer 364 gün için böğürerek ağlayabilirsin
çatlayabilirsin hatta
ama
o tek günü, o tek bir günü kaybedersin sonsuza dek
eğer bugün yanındaysa, yarını tüketmezsin
çünkü yarına ihtiyacın yoktur dostum
batıya giden o soğuk trende konuştuğumuz gibi
işin gerçeği dostum
yarın asla olmayacak
çünkü tatlım
“it’s all the same fucking day”
nefes aldığında
onu tutmalısın
hayatının son dakikası gibi
sanki bir daha solumayacaksın gibi
çünkü bir gün mutlaka
omuzlarına binecek bu yük
ve o zaman inan bana
kaldıramayacaksın
dibe çekecek seni
zincire vurulmuşsun gibi”

İntihar eyilimli olmasına rağmen ben herşeye rağmen hayata tutunabilmek için mücadele verdiğine inananlardanım. Erkek egemen bir toplumda hayallerinin gerçekleşmesine çok ta fazla izin yoktu.



Ailesine yazdığı bir başka mektubu almak istiyorum;

"Haziran 1966

Sevgili Anne ve Baba,

Sizden henüz tek bir haber almadım, ama hala konuştuğumuzu düşünerek başka bir mektup daha yazıyorum: Bu size adresimi bildirmek için – bir pansiyonda oda buldum. Oldukça güzel bir yer, mutfağı, salonu hatta ütüsü ve ütü tahtası bile var. Benden başka dört kişi daha yaşıyor burada.

Hala Big Brother & the Holding Co ile çalışıyorum ve gerçekten çok eğlenceli. Grupta dört herif var – Sam, Peter, Dave, ve James. Provalarımızı her öğleden sonra bir garajda yapıyoruz. Artist bir arkadaşlarının yeriymiş burası. Her ne kadar ben modası geçmiş bulsam da, herkes şarkı söylememden etkilenmiş gözüküyor. Yaptıkları müzik benim alışık olduğumdan farklı. Oh, Size göndermek üzere daha tuhaf grup adları buldum - (bunlara inanabiliyor musunuz?) Grateful Dead, Love, Jefferson Airpland, Quicksilver Messenger Service, the Leaves, the Grass Roots.

Chet Helms Family Dog adında bir rock & roll şirketini yönetiyor - bir sürü amblemle ve yanıtlama servisiyle dolu. Çok havalı.

Girişimcim olarak ( ve daha çok beni burada parasızlıktan kurtararak) – Hala bankada sakladığım otuz dolarım var) Chet bir aylığına kiraladı bu yeri benim için. Eğer grupla ben bu işi başaramazsak unutmamı, yok eğer başarırsak bir sürü paramızın olacağını söylüyor. Chet eski bir arkadaş – Lori adında bir aktristle evli. Yarın gece, Mercury’den birileri Grateful Dead’i (böyle bir adla, iyi olmaktan başka şansları yok) ve Big Brother et al., Gosh, dinlemeye gelecekler.

Çok heyecanlıyım! Bu hafta yaklaşık beş ya da altı defa çalıştık – benim en sevdiğim “Down on Me”, eski bir kilise müziği, yeniden canlandırıldı ve biraz da yozlaştırıldı.

Hala iyiyim – merak etmeyin. Bir münzevi gibi. Ne kilo verdim ne kilo aldım ve kafam hala yerinde. Ve gerçekten hala okula dönmeyi düşünüyorum, benden ümidi kesmeyin. Hepinizi seviyorum."



1968 yılında, grubun menejerliğini üstlenen Albert Grossman, Columbia Records plak şirketiyle bir anlaşma imzaladı ve aynı yıl grubun "Cheap Thrills" albümü bu şirketin etiketi ile yayınlandı.

Bu albümde, "Piece of My Heart", "Ball and Chain" ve "Turtle Blues" gibi klasikleşmiş blues şarkılarının canlı versyonları da yer almaktaydı. Bu albümün başarısı sayesinde sekiz hafta boyunca listelerde üst sıralarda kalmayı başaran grubun adı artık "Janis Joplin with Big Brother and the Holding Company" olarak anılmaya başladı.

Artık bir şekilde başarılıydı. Bu başarılar yaşamını düzene sokmaya yetmedi. Tekrar uyuşturucu ve alkole olan bağımlılık giderek dozunu artırdığından bu ister istemez performansını da etkiledi. Sonuçta Big Brother and the Holding Company dağıldı.

Bundan sonraki yıllarda Janis Joplin i tek başına sahnelerde görmekteyiz. 1969 yılında Woodstock festivalinde sahne alarak yeniden büyük bir beğeni toplamayı başardı. Blues un yanında jazz müziğiyle de ilgi duyan Janis Joplin bundan sonra bir çok başarı elde etmiş olsa da kazanılan bu başarılarılar stres in artmasına sebebiyet verdiğinden uyuşturucu hayatına eroinide eklemişti.

Her defasında bu kötü alışkanlıklarından kurtulmak isteyen Joplin 1969 yılında tüm bağımlılıklarına son vererek "The Full Tilt Boogie Band" adıyla yeni bir grup kurdu.

Pearl albümü kayıtları için ilham almak adına bir kez daha kullandığı eroin onun sonu oldu ve 4 ekim 1979 yılında daha 27 yaşındayken Los Angeles' taki Landmark Motor Hotel'de aşırı dozdan aramızdan ayrıldı.

Hiç kimsenin "Summertime " şarkısını onun gibi yorumlayamayacağını düşünüyorum.İnsanı bu dünyadan alıp götüren bir etkisi var yorumunun.




Daha detaylı bilgiler yada fotoğraflar için web sayfalarına uğrayabilirsiniz.


web sayfası

web sayfası

Sonsuza kadar sesiyle bizimle olacaktır....

sanem uçar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır