27 Nisan 2011 Çarşamba

Paul Robeson




Hepimiz Nazım Hikmet'in 1949 yılında Bursa Cezaevi'nde sağcı fanatiklerce linç edilmek istenen Paul Robeson için " Korku" şiirini yazdığını ve bu şiirle daha sonra Picasso, Neruda ve Paul Robeson’la birlikte Uluslararası Barış Ödülüne değer görüldüğünü biliyoruz.

Önce bugün bile anlamını asla yitirmemiş olan bu muazzam dizelere bir göz atalım:

“Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robson
inci dişli zenci kardeşim
kartal kanatlı kanaryam
türkülerimizi söyletmiyorlar bize,
Korkuyorlar Robson
şafaktan korkuyorlar,
görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar.
Yağmurda çırçıplak yıkanır gibi ağlamaktan,
sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar.
Sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhad gibi sevmekten
(Sizin de bir Ferhad’ınız vardır elbet Robson,adı ne? )
Tohumdan ve topraktan korkuyorlar,
akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar.
Ne iskonto, ne komisyon, ne vade isteyen bir dost eli
sıcak bir kuş gibi gelip konmamış ki avuçlarının içine,
Ümitten korkuyorlar Robson, ümitten korkuyorlar, ümitten.
Korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam
türkülerimizden korkuyorlar.”

Bir şair duyarlılığı bu olsa gerek. Ama belki de öncelikle insan olmanın onuru. Senden kilometrelerce ötede bir sesi duyabilmek ve dizelerinle ona dokunabilmek.

Kimdir bu büyük ustaya bu dizeleri yazdıran kişi?

1898 yılında Princeton-Philadelphia' da dünyaya gelmiş zenci bir bebek.

İnsanlık tarihinin hiç bitmeyen yüz karası günlerinde bir köle çocuğu olarak gözlerini dünyaya açmış bir insan evladıdır. Yoksullukla dolu çocukluk günlerinde ilkokula başladığında zenci çocuğu olarak okula devam eden iki çocuktan biriydi Robeson.

Bir çok anlamda bir ilktir.

Öncelikle atalarından ona miras kalmış bedeniyle atletik yapısı, direnci ve çalışkanlığıyla Amerikan tarihinde hiç kimseye verilmemiş "Onurlu Aile" belgesini alan ilk zencidir. Okul yaşamında başarılı olabilmek için fiziki yapısını kullanan ve okulunun atletizm grubuna katılan Robenson bu vesileyle öğrenim hayatını tamamlayabilmiştir.


O dönemlerde bir zencinin yüksek okul gibi hayallerinin olması bile olanaksızken, olanaksızı olanaklı hale getirerek Hukuk Fakültesine giden ve Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra baroya kabul edilen ilk zenci avukattır aynı zamanda.

Irkçılıkla ilgili çalışmaları yaşamının her döneminde yaşamıyla birlikte götüren Robeson tiyatroya ilgisini keşfedince avukatlık mesleğini bırakıp tiyatroya yönelecektir. Tiyatroda müzikal koroda görev yapan Robeson gerçekten son derece güzel bas-bariton bir sese sahipti. Bu sebeple gerek bireysel olarak, gerekse tiyatro oyunlarında müzik yeteneğiyle son derece güzel eserlerin yorumlanmasını yapan bir müzisyendir de.

Ku Klux Klan tarafından sürekli olarak tehdit altında bir yaşam sürdürmek zorunda kalmıştır. Ancak hiç bir şey onu yapmak istediği şeyleri yapmaktan alıkoymamıştır.

Oyunculuk kariyerinde hızlı bir şekilde tırmanış sergilerken Shakespeare'in Othello'sunu oynayan ilk zenci sanatçı ünvanına da sahiptir.

Dönemi düşünülecek olursa gerçekten bir çok anlamda bir çok ilklere imza atmasının dışında, geniş vizyonu, sanat anlamında ileriye dönük bir çok düşünceye sahip olması nü fotoğraflar çektirmesine de engel olmamıştır. Bu anlamda gerçek bir model olarak karşımızdadır.

İşte bu fotoğraflar;

1933 yılında onu sinema filmlerinde de görmekteyiz. Bir çok filmde rol alan Robeson beyaz perdedeki başarılarından sonra 1934 yılında ziyaret için gittiği Sovyetler Birliği gezisinde sosyalizmden etkilenerek ülkesine döndüğünde sosyalist çalışmaların içine girmiştir.

İnsan Hakları, yoksullukla mücadele, ırkçılık gibi bir çok konuda verdiği konferanslarla adı tüm dünyada duyuldu.

İşte Nazım Hikmet 1949 yılında Bursa Cezaevindeyken Ku Klux Klan'ın linç etmek için saldırılarından kıl payı kurtarıldı.

4 eylül 1949 yılında Afrika Halkları Konseyi başkanı seçildi. Ve Robeson'da Nazım Hikmet'in tutuklu halinden kurtarılması için dünya çapında bir çalışmaya Nazım Hikmet' in şiirlerinden dört tanesini besteleyerek katıldı.

Robeson bir çok anlamda onurlu bir insanın yaşamından kesitler sunar bize. Yaşamının büyük bir kısmı doğal olarak baskıyla birlikte direnişle geçmiş bir liderdir . Sadece sanatçı kimliğiyle değil bir bütün olarak doğru yerlerde olan Robenson doğal olarak bazı güçler tarafından sevilmeyecektir.

Amerikan Komünist partisi üyesi olduğunu açıkladığı zaman yurt dışına çıkması yasaklanmıştır. Bunun üzerine Özgürlük adında bir gazete çıkararak düşüncelerini oradan yaymaya çalışmıştır. FBI tarafından sürekli olarak gözetim altında yaşadığını da unutmamamız gerekiyor.

12Haziran 1956'da komite önüne çıkıp komünist olduğunu itiraf ettiğinde ondan istenilen isimleri vermemiştir. Bu anlamda yaptığı savunma da ki cümleleri güzeldi.

"Komünist olduğum için yargılanmıyorum burada. Kendi halkımın hakları uğruna savaştığım için yargılanıyorum. Yiğitçe direnen, savaşan bütün zencileri susturmak istiyorsunuz. Afrika'daki sömürge halklarının bağımsızlığı uğruna savaştığım için pasaport verilmiyor bana.. "

Elinden alınan pasaport doğal olarak bir çok yurt dışı konserlerinin iptal edilmesine sebep oldu. maddi olarakta bu anlamda zor günler yaşayan Robeson hayranlarına seslenebilmek için ABD-Kanada sınırında açık havada bir konser düzenledi. Bu konser dünyanın dört bir yanından gelen insanlarla doldu. Kanada sınırındaki izleyiciler güçlü ses düzeniyle kurulan açık hava da kendisinin Amerika'dan ayrılmadan verdiği muhteşem konserle son buldu.

İnandığı gibi yaşayan ve inançlarından asla ödün vermeyen bir gücün timsaliydi Robeson.

Bir çok sanatçıyla birlikte 75. doğumgünü Carnegie Hall'da kutlandı. Ne yazık ki 1976 yılında geçirmiş olduğu felcin ardından yaşamını da yitiren bu onurlu insan bir çok anlamda insanlık tarihine altın harflerle yazılmış kişilerden biridir.

Robeson, Beethoven’ in mezarında…

ödülleri

-1944-Donaldson Ödülü
-1950-Dünya Barış Konseyi, Uluslararası Barış Ödülü
-1952-Stalin Barış Ödülü
-1998-Grammy Ödülü


Robeson için yapılan belgeseller

-1977-The Tallest Tree in Our Forest
-1979-Paul Robeson: Tribute to an Artist
-1998-Paul Robeson: Speak of Me As I Am
-1999-Paul Robeson: Here I Stand


albüm-film
bilgilerine bu linkten ulaşabilirsiniz..

sanem uçar

6 yorum:

  1. Robeson bize 1 kişinin bile ne kadar çok şeyi değiştirebileceğini gösteriyor, sürekli baskı ve kötü koşullar altında bile bu kadar güzel şeyler üretmesi bugün bize de ışık olacaktır..Yarı tanrı soyundan güzel bir insan kesinlikle...

    YanıtlaSil
  2. Katılıyorum,doğru insanın neler yapabileceğinin en güzel örneği ve çok güzel bir sunumla bizlere sunulmuş...

    Ne denilebir ki? Çok ama çok teşekkür ediyorum.

    YanıtlaSil
  3. İnsanlık tarihi utançlarla dolu. Dünya herşeye rağmen anlamsızlıkta sağduyusunu kaybetmeyen , sadece kendisi için değil gelecek günlerde de insanlık için umut olabilen kişilerin gölgesinde dönmeye devam ediyor.

    Hepimiz için bir umuttur Robeson.

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Arkadaşım
    Bloğuma ilgi gösterdiğiniz için teşekkür ederim.
    Yakın arkadaşım hayal kahvemin fikri ile başladım yazılarıma. Biraz paylaşım iyi geldi bana da. Tabi rencide etmeden ayarınca yazmam gerek.
    Sizlerin teşvikleri de beni yüreklendirdi çok.
    Çok teşekkürler gerçekten.
    İzninizle izlediğim bloglara kaydediyorum sizi.
    Sevgilerimle ve herşey gönlünüzce olsun.

    YanıtlaSil
  5. Değerli Uçar; bloğunuzdaki Paul Robeson araştırmanızı hayranlık ve takdir ile okudum. İzniniz olursa son kitabımda bloğunuzdan sizin isminizi ve emeğinizi de belirterek alıntı yapmak istiyorum.
    Esenlik ve muhabbetle

    Ekrem Ataer
    Müzisyen-Yazar-Radyo tv programcısı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birinin işine yaramasına çok sevindim. Eskiden çok daha büyük bir keyifle paylaşımlar yaparken çok uzun zamandan beri bu paylaşımlardan uzaklaşmıştım. İstediğiniz gibi kullanabilirsiniz amaç daha çok kişinin bilgilenmesi.

      Sil

yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır