5 Temmuz 2011 Salı

Henri Rousseau



Benim için belkide en ilginç ressamlardan biridir Henri Julien Félix Rousseau (21 Mayıs 1844 - 2 Eylül 1910)

Açıkcası resimlerini seviyorum.

Fransız post-empresyonist ressam olarak nitelendirilen Rousseau'un resimlerindeki primitif üslup hoşuma gidiyor. Hele yaşamı, çok daha ilginç.

Bir muslukçunun oğlu olarak Loire Vadisi'ndeki Laval'da dünyaya gelen sanatçı ebeveynleri borçları yüzünden şehri terk etmek zorunda kalınca yatılı okulda okumaya başlar. Okul hayatında oldukça başarısız olmasına rağmen resim ve müzik derslerinde başarılı olduğu söylenmektedir. Hatta bu anlamda ödüller bile aldığı rivayet edilmektedir.

Bilinen ise bir memur olarak yaşamını sürdürmüş olmasıdır. Memur olarak yaşamını sürdürürken bazı resimler yapmasına karşılık asıl resim alanındaki üretkenliği memurluktan emekli olduktan sonraki zamana denk gelir.






Resimleri tabiki o dönem hiç beğenilmez hatta alay konusu bile olur.

Bu konuda hiç kimseden bilgi anlamında yardım almadığı söylemiş olsa da sonradan Félix Auguste-Clément ve Jean-Léon Gérôme'dan tavsiyeler aldığını itiraf ettimiştir. Ama dürüst olmak gerekirse kendi kendini yetiştiren ressamlardan biridir.

Açıkcası hayal dünyasına hayranım. Fransa dışına hiç çıkmamış olsa dahi, anlatılanlardan yola çıkarak ve hayal gücünü kullanarak yaptığı vahşi orman resimleri ve egzotik resimler gerçekten çok hoştur.







Bu anlamda seraları gezmek ona yeterince ip ucu vermiştir.

Bir de kendi kendine icat ettiğini öne sürdüğü "Manzaralı Portre" adını verdiği resimleri vardır. Bunlar genellikle en sevdiği yerin manzarası önüne yerleştirdiği kişilere ait portrelerin birleştirilmesiyle oluşmuştur.



Özellikle eğitim almadan yaptığı resimler o dönemin entellektüel yapısında çok ciddiye alınmamış, resimleri ilkel ve kaba bulunmuştur. Hatta biraz da donuk...

Buna rağmen 1886 yılında resimlerini düzenli olarak sergilemeye başlamıştır. Salon des Indépendants'da sergilediği resimler için önceleri fazla rağbet oluşmamışsa da sonraları takipçileri olmaya başlamıştır. Hatta Henri Matisse gibi genç avangart ressamlarının eserleriyle birlikte sergilenen eserleri olmuştur.

Pablo Picasso'nun da kendisiyle tanışmak için sergiye gittiğine dair söylentiler vardır.



Ama bana göre en güzel tarafı bu sanatçının resimlerini yapabilmek için yaşantısını sürdürebilmek adına yarı zamanlı işlerde çalışması ve hatta sokaklarda keman çalmasıdır. İnançlı bir sanatçı:)

Ne yazık ki kendi başına öldüğü söylenebilir. Cenazesine yedi arkadaşının katıldığı bilinmektedir.

Bunlar;

Ressam Paul Signac ve Manuel Ortiz de Zárate, Robert Delaunay ve karısı Sonia Delaunay, heykeltraş Constantin Brancusi, Rousseau'nun ev sahibi Armand Queval ve Brancusi'nin yaptığı mezartaşına şu satırları kazıyan Guillaume Apollinaire'dir.

Selam sana
Kibar Rousseau kulak ver bize
Delaunay ve karısı, Bay Queval ve ben
Cennet kapılarından bavullarımız vergisiz geçsin
Biz de sana boya ve tuval getirelim
Sen de vaktini bu gerçek evrende
Hoşça resim yaparak geçirirsin
Bir zamanlar resmimi yaptığın gibi
Yıldızlara bakarken

Sizleri bilmem ben hala büyük bir keyifle bu aykırı ressamın resimlerine ara sıra bakıp gülümsüyorum...



sanem uçar

2 yorum:

  1. Çağına göre ilginç bir sanatçı;tanıştırdığın için tşkr.İğneyle kuyu kazmış,bize de bu güzellikleri yudumlamak kalmış.Ormandaki yalnız kadın çok etkiledi beni.Cenazesine 7 kişi katılmış;bence bugünün şartlarında oldukça iyi bir rakam:)

    YanıtlaSil
  2. Evet, kendisine inanmayan, ciddiye almayan hatta alay edenlerle dolu bir çevrede herşeye kulaklarını tıkayarak inandığı ve sevdiği işe devam edebilmek çok ta kolay olmasa gerek.

    Kendisini son yolculuğunda uğurlayanlar da bir şekilde tarihe geçeceklerini bilmiyorlardı herhalde.

    Yaşam oldukça garip...

    YanıtlaSil

yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır