5 Kasım 2010 Cuma

Fazıl Say'ı anlamak yada anlamamak-7




Şimdi izin verirseniz Cumhuriyetin ilk yıllarında müzik açısından elimizde olanlara bir göz atalım.

Öncelikle egemen olan Halk Müziğiydi. Halk Müziğinden başka bugün Türk Sanat Müziği adını verdiğimiz Klasik Türk Müziği vardı. Başka müziklerde vardı elbette ama en etkin olanları ele almak istiyorum.

Klasik Türk Müziği Osmanlı toplumunda bir çevre kültürü geleneği taşıyan, saray içinde gelişme gösteren , toplumdan biraz uzak bir üst kültürün ürünüdür.

İstanbul bir çok anlamda olduğu gibi müzik alanında önemli bir yer oluşturur.

Şöyleki;

9. yüzyıldan itibaren çeşitli müzik türleri ve geleneklerinin merkezi olmuştur. Klasik Batı Müziğinin gelişim evresinde ilk çağ uygarlıklarından başlayarak tek tanrılı dinlere geçişte önem kazanan dini müzik, Klasik Müziğin gelişiminde son derece etkendir. Asırlar boyu süren bu özellik , özellikle feodalitenin bozulup kapitalizmin nesnel koşullarının oluşmaya başlamasıyla dini müzikten ayrılarak ,yani sanatsal gelişimini , dini müziğe tepkiyle ortaya koymuştur.

Ve 9. yüzyılda İstanbul merkezli Bizans dini müziği, Suriye ve Filistin' den dini müziğin kayarak merkezi İstanbul olan bir seyir izlemiştir. Ve bu 15. yüzyıla kadar sürmüştür.

15. yüzyılda İstanbul un fethiyle bu mevcut koşullarda bir değişiklik olmamıştır. Tam tersine İstanbul, Osmanlıyla birlikte Osmanlı Yahudileri ve Ermenileriyle bir müzik merkezi haline gelmiştir. Doğal olarak Osmanlılarında beraberinde getirdiği Türk ezgileri ve Arap ezgileride harmanlanarak imparatorluğun bütün etnik ve dini unsurlarınında görülebileceği bir müzik merkezi haline getirilmiştir.

İste merkezi İstanbul olan bu müzik, çok uluslu toplumsal ve kültürel bir yapının ürünüdür.

Dünyanın hiç bir yerinde böylesine zengin bir karışımı göremezsiniz.

Osmanlının yaşam biçimine uygun olarak ortaya çıkan bu müzik gerçek anlamda kültürlerin harmanlanmasıdır. Bu müzik türüne bir isim vermek yıllarca tartışılmıştır. Gereksiz bir zaman kaybından başka bir şey olmamıştır.

Osmanlıyı mimarisi, yada diğer sanat dallarıyla kabul ederken müziğini ret eden mantığı anlayamıyorum. Ona bir isim verilmek gerekirse Osmanlı Saray Müziği kolaylıkla diyebiliriz.

İşte Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni bir kimlik arayışındaki düşünce yapısı, anlamsız bir ret edişle öncelikle bu müziği ret etmiştir.

Sosyolojik olarak milliyetçilik gibi kavramla çok önceden tanışmış olan dünyayı oldukça geriden takip eden yeni Cumhuriyet, milliyetçilik politikasıyla elindeki bu görkemli müziği görmezden gelen tavrı ileride bir sürü anlamsızlığın doğmasına sebep olacaktır.

Öte yandan halkın büyük bir çoğunluğu tarafından kabul gören Halk Müziğinde ise inanılmaz doğru şeyler yapılmıştır.

O günkü koşullarda eğitimli müzisyenlerin çok fazla olmaması sebebiyle, yurt dışından da müzisyenlerin ülkemize getirilerek bir çok sanatçıyla birlikte halkın kendi kendine çalıp söylediği müziklerini kayda almak, onları notalamak küçümsenmeyecek işlerden biridir.

Aynı zamanda eğitimli müzisyenlerin yaratılabilmesi için kurulan müzik okulları ve yurt dışına gönderilen müzisyenleri unutmamamız gerekiyor.

Müzik tarihi içersinde milliyetçilik kavramının da ortaya çıkmasıyla Klasik Batı Müziğinde "Ulusal Okullar" olarak bildiğimiz dönemde her ülke kendi otantik müziğinin yansımalarını batı müziğinde kullandı. Özellikle Rusların bu anlamda öylesine büyük bir ünü oldu ki....

Aynı şeyi, çok farklı bir zaman diliminde yeni Cumhuriyet bizler içinde yaptı. Yurt dışına eğitime gönderilmiş müzisyenlerin önlerine yurdun dört bir tarafından derlenmiş notalar kondu ve bu müzisyenler batıda kazandıkları bilgilerle bu müzikleri çok seslendirdi.

Gerçekten Klasik Batı Müziği formunda son derece güzel eserlerdir bunlar. Bir Fransız, bir Alman,vs. çok beğenerek dinleyebilir bu ezgileri.

Ancak çok sesliliğe hiç alışık olmayan ve Klasik Batı Müziğinin özelliklerini bilmeyen bu halk için, alışık oldukları melodilerin deforme edilmesinden başka bir anlam taşımadı.

İşte Cumhuriyetin o ilk yılları bir şey ortaya koyabilmek adına ret etmekle koşut giden bir tavırla geçmiştir. Aslına bakacak olursanız bugün müzik adına tartıştığımız bir çok konunun özünde o yıllardaki tartışmaların dışında yeni bir şey yoktur. Hala daha birbirimizi anlamayarak ve ret ederek gerçekleri ortaya koymaya çalışıyoruz.

Klasik Batı Müzikçiler, Klasik Türk müziğini ret ettiler. Klasik Türk Müzikçiler geçmişilerine sahip çıkmaya çalıştılar, biraz üvey evlat muamelesi görmenin etkisiyle kendi içlerine döndüler, zamanla bu hatadan dönüldü ama bu sürede yalnız başlarına kaldıklarından tutunmaya çalışırken bu müziğin de deforme olmasında farkında olmadan etken oldular.

Halk müziği itibar görmesine rağmen, Halk müziğinin özünü oluşturan halk edebiyatı yavaş yavaş yok olurken doğal olarak bundan Halk Müziği de nasibini alacaktı.

Ortalık müzik adına toz dumanken , ekonomik anlamda dışarıya bağımlı olan bu ulus başka konularda da ne yapacağını pek bilemiyordu.

Her zaman kullandığım bir cümleyle bu bölümü kapatmak istiyorum. Bundan sonraki bölümlerde yapılan yanlışları daha geniş bir açıdan ele alacağım.

"Bir ülkenin nasıl yönetildiğini anlamak istiyorsanız, müziğini dinleyin"

Konfüçyus

sanem uçar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır