-Furuğ Ferruhzad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
-Furuğ Ferruhzad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2010 Pazar

Furuğ Ferruhzad



"sevgili, ey biricik sevgili
ne de çok kara bulut var güneşin konukluğunu
bekleyen."

İran denilince aklınıza ne gelir bilmiyorum ama benim aklıma gelen ilk şey;

"Furuğ Ferruhzad" dır.

İran ın bu önemli isminin pek çok anlamda hatırlanmasında fayda olduğuna inananlardanım.

Dünyada iz bırakan en önemli kadın sanatçılardan biridir.

Onu sanatın hangi alanına dahil edeceğiz pek bilemiyorum. Genel anlamda şiirleri ile tanıyor olsak ta,sinemada özellikle yaşadığı dönemler göz önüne alınacak olursa son derece başarılı işler çıkartabilen yönüyle sanatın hemen her alanında isim yapmış kadın sanatçılardandır.

"zaman geçti
zaman geçti ve gece akasyanın çıplak dallarına düştü
gece pencere camlarının ardında kayıyor
ve soğuk diliyle
geçmiş günün artıklarını içine çekiyor.

ben nereden geliyorum?
ben nereden geliyorum?
böyle bulaşmışım gecenin kokusuna?
mezarımın toprağı tazedir hâlâ
o iki genç yeşil elin mezarını söylüyorum..."

1

1935 yılında albay bir babanın üçüncü çocuğu olarak Tahran da dünyaya geldi. Dünyaya geldiği yer ve dönem oldukça çalkantılı bir dönemi içeren yapı sergiliyordu.

İkinci dünya savaşının yarattığı kaos ortamında bu toprakların bitmeyen kargaşasında Şah Rıza dönemi ve onu devirmeye çalışan Hümeyni ve yandaşlarının ortaya çıktığı bir zaman dilimi.

17 yaşındayken Perviz Şapur ile evlenip bir çocuğu olacaktır. Kocası o dönemler tanınmış bir yazar ve karikatürist. Furuğ ise ta ilkokul çağında yazmaya karşı büyük bir tutku içersindedir ve gazeller yazmaktadır.

Kocasını görür görmez aşık olan ve evlenmek isteyen Furuğ a ailesi karşı çıksa da bu evliliği gerçekleştirecektir.

"suskunluk nedir, nedir, nedir ey biricik sevgili?
suskunluk nedir söylenmemiş sözlerden başka
ben susuyorum fakat serçelerin dili
doğa şöleninin akan sözcüklerinin yaşam dilidir
serçelerin dili yani; bahar. yaprak. bahar.
serçelerin dili yani; meltem. koku. meltem.
serçelerin dili fabrikada ölüyor."

Alışılmış geleneksel yapı içersinde bir kadının ailesinin karşı çıkmasına rağmen istediğini yerine getirebilmek amacıyla verdiği mücadele küçümsenecek bir şey değildir.

Ancak bu konuda kesinleşmiş bir bilgi olmadığından askıda kalmış bir bilgi olarak ele almak gerektiğini düşünmekteyim. Bilinen ise bir yıl sonra oğlu Kamyar ın dünyaya geldiği ve sonraki yıl ise boşandığıdır.

Çocuğunu boşandıktan sonra bir daha göremeyecekti. Aramızdan anlamsız bir trafik kazası sebebiyle çok genç yaşta ayrılması yapacağı bir çok şeyi yarım bırakmış olsa bile kısacık yaşamında dolu dizgin yaşayan ve bu anlamda birbirinden önemli ürünler veren bir kadındır Furuğ Ferruhzad.

İlk şiir kitabı Esir 16 yaşındayken yayınlanmıştır.

İkinci kitabı ""Tutsak " tır.

Bu şiir kitabının yayınlanmasından sonra o dönemin aydınlarından yönetmen İbrahim Gülistan ile tanışır ve onun film şirketinde asistanlık görevini yerine getirir.

Bu Furuğ un sinemayla tanışmasına sebep olacaktır.

1959 yılında sinema eğitimi alamak için İngiltereye gider ve sonra ülkesine geri gelerek Kara Ev adını verdiği filmi çeker.

Bir çok anlamda ülkemizle benzerlikler taşıyan bir yapı da cüzzam hastalığının çok fazla bilinmemesi, yada yanlış bilgiler sebebiyle tecrit edilmiş olarak yaşayan cüzzamlı hastaların yaşayışlarından kesitler sunan, ayrımcılığın ve ötekileştirilmenin en güzel örneğinin sergilendiği bir filmdir bu.

Doğumundan sonra bir daha görmediği oğlu en büyük özlemlerindendi. Oğlu eğitim almak için gittiği İngiltere de eğitimini yarım bırakıp ressam olacak ve annesine ait şiirlerin peşinden giderek onun resimlerini yapacaktır.

Oğluna hitaben yazdığı bir şiir oldukça dokunaklıdır;

“ Tutsak

seni istiyorum ve biliyorum
asla koynuma almayacağım
sen o aydın ve pırıl pırıl gökyüzüsün
ben bu kafeste bir tutsağım

kara ve soğuk parmaklıklar ardından
gözlerim hasretle bakıyor yüzüne doğru
bir elin uzanışını düşlüyorum, diye
ansızın ben de uçayım sana doğru

boş bulunan bir anda düşlüyorum
bu sessiz hapishaneden uçayım
gülerek gardiyan adamın gözüne
yanında yaşama yeniden başlayayım

düşlüyorum ancak bilirim asla
bu kafesten kurtulma gücüm kalmamış
gardiyan istese bile
kanatlanıp uçmaya soluğum kalmamış

parmaklıklar ardında her sabah
bir çocuğun bakışı güler bana doğru
sevinç şarkılarına başladığımda
dudağı öpücükle gelir bana doğru

şayet bir gün, ey gökyüzü
kanatlanırsam bu sessiz evden
ağlayan çocuğa nasıl söylerim
tutsak bir kuşum vazgeç benden

bir mumum canımın yalazıyla
harabeleri aydınlatırım
sönüklüğü seçersem eğer
bir yuvayı yıkıp dağıtırım”

Furuğ un içinde taşıdığı bu büyük özlem, cüzzamlılarla ilgili yaptığı filmde tanıdığı cüzzamlı çocuk Hüseyin Mansur u bu yarasına belkide merhem olması amacıyla evlat edinmesiyle sonlanacaktır.

3

Onun şair kimliği hemen heryerde kendini gösterir. Bu filmde de çok farklı bir şekilde bu şiirselliği en acı şekliyle hissedersiniz.

Tüm yaşamı boyunca ilkeli ve inandığı gibi yaşayabilen kişilerden biri olması kendisini son derece önemli bir konuma getirmektedir.

Şiirlerinde, yazılarında kadınlara ait sorunları, kadınların uğradığı ayrımcılığı belki de en iyi anlatabilen sanatçıların başında gelir.

Yaşamı boyunca bu ayrımcılığın kökeninde var olan ataerkil düşünce yapısına karşı mücadele eden yapısı deyim yerindeyse yaşamı boyunca savaş vermesine sebep olmuştur.

Onun sorgulayan, sorgularken düşündüren cümleleri, dizeleri dünya edebiyatının seçkin eserleri arasında yer alan eserler üretmesine sebep olmuştur.

Eserleri;

Tutsak 1955
Duvar 1956
İsyan 1957
Yeniden Doğuş 1963
Seçme Şiirler 1964
İnanalım Soğuk mevsimin başlangıcına 1974 (Ölümünden sonra yayınlanmıştır)

1962 yılında yaptığı belgeselle İtalya belgesel filmler festivalinde bir birincilik ödülü almıştır ve 1963 yılında yaptığı "Kara Ev" filmiyle de Almanya Oberhausen Film Festivalinde en iyi film ödülü almıştır.

thehouseisblack1ij9

Filmi PC nize indirmek için:

PART1 .... PART2

1967 yılında servis otobüsüne hafifçe çarpması sonucunda yaptığı sert fren başını cama çarpmasına sebep olmuş, dışarıya çıkarak öğrencilere bir şey olup olmadığını kontrol etmek için çıktığında düşüp başını ikinci kez çarpması ölümüyle sonuçlanmıştır.

sanem uçar

Kara Ev