kısa bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kısa bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2011 Cuma

Lady Gaga




Kuşkusuz sevenleri çok.

Bunun yanında anlamsız bulanlarda olabilir. Marjinal olduğu tartışılmayacak bir gerçek.

Mesela; Çin Kültür Bakanlığı tarafından şarkılarına yasak konan Lady Gaga'nın şarkıları kalitesiz ve bayağı olarak bulunmuştu.

Buna rağmen İtalyan kökenli bu Amerikalı sanatçının 2011'e kadar dünya çapında 17 milyondan fazla albüm satışı ve 51 milyondan fazla tekli satışı bulunmaktadır.

Müzik açısından söylenebilecek şeylerde çeşitlilik gösterebilir. Aşağıdaki videoyu izlediğiniz de bana katılırmısınız onu da bilmem.

Özellikle ülkemizdeki bir çok sanatçıyı geride bırakacak bir müzik bilgisine sahip olduğu özellikle piyano çalışındaki hakimiyetten anlaşılmayacak gibi değil.

Şarkısının piyano transkripsiyonu armonizedeki hayal gücü bir pop sanatçısı için oldukça iyi.

Kendinden emin oluşunun altında hiç te yabana atılmayacak bir birikim kendini belli ediyor.


sanem uçar

1 Şubat 2011 Salı

Sanatçılar arasındaki tartışmalar

Quarreling_Again_by_BenHeine

Sanatın ya da sanatçının ret edişleri çoğunlukla bir sürekliliği içinde barındırır. Ret ederek bir yerde kesintiyi sağlamak adına değildir. Sanatçı kimliğindeki bu gidiş geliş bir yerde sanatçının iç dünyasındaki savaşın simgesidir. Son derece dalgalı bir denizde yelken açmış bir gemici gibidir sanatçı.

Zaten sanat, hangi dal olursa olsun, sanatçı için kendini ifade edişin bir yolu olduğundan, yaratılanlarda da düz bir çizgiyi bulabilmek kolay değildir.

Kendini ifade etmek aynı zamanda bir iletişim kurma yolu olduğundan, sanat yoluyla diğer insanlarla iletişim kurmaya çalışan sanatçının iletişimi alışık olduğumuz biçimlere benzemeyecektir.

Bu iletişimde diğer insanlarla kurmaya çalıştığımız dingin ilişkinin yerini zaman zaman anlaşılmayan, kavgacı, ters, şekillere dönüştüğünü gördüğümüzde bir tokat gibi yüzümüze çarpacaktır.

Sanatçı kimliğindeki kabul etmeyen, boyun eğmeyen, kendinden başkasını görmeyen bu doğal yapı aynı zamanda sanatın içinde hep var olmasına rağmen zaman zaman farklı bir biçimde dışarıya da yansıyarak büyük kavgalara da sebep olmuştur.

Edebiyat tarihine baktığımız da Nazım ın edebiyat sahnesinde yerini aldığı o ilk dönemlerde siyasi kimliğinden önce kendinden önceki edebiyatçıları ve yaptıklarını ret eden başkaldırıyı görürüz.

1929 yılında Resimli Ay dergisindeki "Putları Yıkıyoruz" kampanyasıyla başlayan tartışma edebiyat tarihinde oldukça hararetli anlara sebep olacaktı.

Neler olmuştu?

hikmet50-350

Nazım dizeleriyle o devrin önde gelen isimlerinin şişirildiğini ve aslında bir balon olduklarını anlatır.Ve o dönemin Türk Ocakları Başkanı Hamdullah Suphi Tanrıöver de eleştirilerden payını alınca bir gurup Türk Ocaklı genci Resimli Ay ın üstüne göndererek bastıracaktır.

Ortalık oldukça hararetlendiğinden, ortayı bulmak isteyen edebiyatçılardan Yusuf Ziya Ortaç ise aslında Nazım ın put kırmaya çalışırken pot kırdığını söyleyecektir.

Tamamiyle siyasi bir olgunun dışında edebiyatta şiire yeni bir biçim kazandırmak uğruna başlayan bu kavga daha sonraları siyaseti de içine alacaktır.

Bildiğiniz gibi Peyami Safa nın 9. Hariciye Koğuşu otobiyografik bir eserdir ve Nazım a ithaf edilmiştir.

Zamanla Nazım Hikmet ve Peyami Safa arasında gerek edebiyata bakış açısı gerekse dünya görüşlerinin farklılığı yüzünden karşılıklı olarak yazılanlar çok sert olmakla birlikte edebiyat açısından bir hayli güzel eserlerdir aynı zamanda. Hiciv anlamında tabii.

peyami-safa-1222625999

.....sen bu kavgada
bir nokta bile değil,
bir küçük, eğri virgül,
bir zavallı vesilesin....
ben kızabilirmiyim sana?
sen de bilirsin ki benim adetim değildir
bir posta tatarına
bir emir kuluna sövmek,
efendisine kızıp
uşağını dövmek....
(Nazım Hikmet)

Cevap gecikmeyecektir.

.....Bre toprak altında yatan
büyük Türk ölülerine çatan!
Bre tümen tümen kıtır bom
Bre tümen tümen plavra
Bre işçiye yalan
ölüye iftira atan
sağı solu katan
Bre kalpazan....
(Peyami Safa)

9. Hariciye koşuğu Nazım a hiç ithaf edilmemiş gibi....

Nazım Hikmet le diğer edebiyatçılar arasında yaşanan atışmaların belki de en ilginçlerinden biri Necip Fazıl Kısakürek ,le olanlardır.

Aynı okulda başlayan dostluk düşmanlığa dönüşmüş gibi gözükse de, Nazım Hikmet Ve Necip Fazıl Kısakürek arasındaki ilişki gerçekten düşündürücüdür.

Sultanahmet Cezaevinde yatarken Kısakürek Nazım ı ziyarete gelir. Şu konuşma geçer aralarında;

b-261976-necip_fazıl

"Nazım, benim rejimim olsa seni asardım. Fakat bu hiçlik rejiminde fikirsiz ve imansız insanların seni süründürmelerinden müteessirim. Onun için ziyaretine geldim.."

"Benim rejimim olsa, ben de seni asardım. Sonra da darağacının başında ağlardım.Seni anlıyorum. Bil ki; bu soylu tarafının daima takdircisi olarak kalacağım.."

Ancak bunlar bilinen ilk edebiyat ve siyasi ayrılıklarından doğan kavgalar değildir. Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy arasında da çok şiddetli kavgalar olmuştur. Bunun ortaya çıkışında dünya görüşlerinin farklılığı vardır ve edebiyata taşınmıştır.

Tevfik-Fikret b-392130-mehmet_akif_ersoy

Her ikisininde vatanseverliği tartışılmaz olan bu iki sanatçı birbirlerini "hain" olarak nitelemede geri kalmamışlardır.. Akif e göre İslamdan uzaklaşmak memleketi bu hale getirirken Fikret e göre İslam bu ülkeyi bu hale getirmiştir.

Başlayan kavga şiirlere yansıtılmış olmasına rağmen bu tartışmada oluşan şiirlerini kendi kitaplarına her ikisi de almamıştır.

Bu da göz ardı edilmemesi gereken ayrı bir gerçektir.Yinede elimizde bu örnekler var:

Din şehit ister asuman kurban,
Her yer, her taraf kan, kan,kan
Beşerin böyle dalaletleri var,
Putunu kendi yapar kendi tapar
(Tevfik Fikret)

Şimdi allah söver,
sonra biraz bol para ver
Hiç utanmaz
Protestanlara zangoçluk eder...
(M.A.Ersoy)

Evet edebiyatçılarımız arasındaki kavga hiç ama hiç bitmeyecektir. Belki böylesine hararetli olmasa da bu çekişmelerin ve tartışmaların sonucunda edebiyat yeni bir ivme kazanacaksa biz okurlar karlı çıkacağız demektir

Bir kavgayı ve tartışmayı dolaylı olarak desteklemekte böyle bir şey işte...

sanem uçar

17 Eylül 2010 Cuma

Alessandro Marcello (1669-1747 )




Alessandro Marcello 1669-1747 yılları arasında yaşamış şair, filozof, matematikçi ve müzisyen kimliğiyle çok yönü bir kişidir.

Bu büyük İtalyan soylusunun elimizde çok fazla eseri bulunmamakla birlikte var olanlardan yola çıktığımızda gerçekten müzikte çok sağlam bir müzisyen kimliğini görebilmek olasıdır.

Onun "La Cetra concertos "larını incelediğimiz zaman Vivaldi etkisindeki muhteşem çok seslilik,olağanüstü sololar dinlenilmeye değerdir.

Özellikle obua için yazmış olduğu D minor konçerto vaz geçilmeyen eserlerin başında gelir.

Bu eserin Adagio bölümünü büyük fotoğrafçı Sabastiao Salgado nun muhteşem görselliğinde dinleyelim.

sanem uçar




28 Eylül 2009 Pazartesi

Çamdan Sakız Akıyor




Tek sesli yada çok sesli olarak insan sesi için yazılmış müzik eserlerini seslendirmek için bir araya gelmiş topluluğa koro denir.

Bazen korolara çalgılar eşlik ederken bazen etmeyebilir. Çalgı eşlik etmediği zaman bu korolara a-capella koro diyoruz.

Yukarıdaki Çamdan Sakız Akıyor türküsü de dört sesli olarak a-capella olarak seslendirilmiştir.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

piano piano




Piano nun uzun bir geçmiş öyküsü olmasına rağmen, özünde klavsenin hangi güçte tuşlara dokunursanız dokunun aynı ses yüksekliğini vermesi sebebiyle, melodilere duygu katmak amacıyla güçlü ve hafif ses yükseliği elde edebilmek için 1700 lü yıllarda Floransa da Bartolomeo Cristofori tarafından oluşturulduğunu ve ilk adının İtalyanca hafif; piano, kuvvetli; forte anlamına gelen piano forte olduğunu, zamanla forte kelimesinin kullanılmayarak sadece piano olarak kaldığını biliyormuydunuz?

sanem uçar